Omurilik Bunu Çoktan Çözmüş
Sabah kalktığınızda nefes almak için beyninize sormuyorsunuz. Kalp atışınızı kontrol etmiyorsunuz. Yürürken her adımda hangi kasın ne kadar kasılacağını hesaplamıyorsunuz. Bunların bir kısmı omurilik soğanından, bir kısmı daha aşağıdan (Omurları ve sinir sistemini kastediyorum, lütfen yanlış anlama olmasın!) idare ediliyor. Beyin bunlara karışmıyor bile.
Evrimin bunu öğrenmesi uzun sürdü. Ama öğrendi. Hayati ve tekrarlayan işleri merkeze yüklemedi. Dağıttı, devretti, sadeleştirdi.
Gündelik hayatta da bunu görüyoruz. Mutfağı düzenlerken en çok kullandığımız şeyleri en erişilebilir yere koyuyoruz. Çantamızı her gün aynı şekilde hazırlıyoruz ki sabah düşünmek zorunda kalmayalım. Alışveriş listesi yapıyoruz, takvim tutuyoruz, hatırlatıcı kuruyoruz — hepsinin altında aynı içgüdü var: tekrarlayan şeyleri otomatikleştir, zihni önemli kararlar için serbest bırak.
Ama zaman zaman bu alışkanlıklar bizi de tutsak ediyor. Artık gerek olmayan bir adımı yapmaya devam ediyoruz çünkü "hep böyle yaptık." Ben mesela renkli kalemleri çantamdan hiç eksik etmiyorum. Sanırım eski ajandalara not aldığımız zamanlardan kalma bir alışkanlık. Artık hiç kullanmıyorum ama çantamdalar hala. Bu yazıyı yazana kadar da üstünde çok düşünmemiştim “Niye hala ordalar?” diye.
Aslında zaman zaman durup sormak gerekiyor: "Bunu neden böyle yapıyorum?"
Basit bir soru. Ama cevabı çoğu zaman şaşırtıcı. "Bilmiyorum, hep böyleydi" ya da "Bir ara bir nedeni vardı, artık hatırlamıyorum."
Zen Budizm'de "shoshin" diye bir kavram var — “acemi zihni” gibi bir anlamı var. Uzmanın zihninde az seçenek vardır, yeni başlayanın zihninde çok. Bir şeyi çok iyi bilmek, bazen onu yeniden sorgulamayı zorlaştırıyor. Bildik yolu tercih ediyor, yeni yolu sorguluyoruz. Monty Python'un Life of Brian filminde Reg adlı karakter, Romalıların getirdiği her yeniliği tek tek sayar — yollar, temiz su, eğitim, tıp — ve sonunda sorar: "Ama bunların dışında Romalılar bizim için ne yaptı ki? Bizim eski yöntemlerimiz iyiydi." Hem komik hem tanıdık. Organizasyonlarda da bazen tam olarak bunu yapıyoruz. Beynimiz alışkanlıklarımızla dolu. Yeniliklerin neler getirme potansiyeli olduğunu düşünmeden, uzman zihnimiz seçenekleri daraltabiliyor. Eski yöntemimiz iyi, birşey yapacaksak onun üzerinde yapmalıyız deyiveriyoruz.
Sıfırdan başlamak her zaman bir yenilgi değil, bazen büyümek için kabuk değiştirmek lazım. İstakoz ve yengeçler gibi. Büyümek için eski kabuklarını bırakmak zorundadırlar. Yeni kabuk oluşana kadar savunmasız kalırlar ama başka türlü büyüyemezler.
Organizasyonlar da aslında aynı içgüdüyle hareket ediyor. Tekrarlayan işleri otomatikleştir, insanı önemli kararlar için serbest bırak. Mantıklı, hatta zorunlu... Bu yüzden süreçler kuruyoruz, sistemler yazıyoruz ve roller/görevler tanımlıyoruz. Kimse de "Gereksiz şeyler atalım aralara da namımız yürüsün" diye yapmıyor bunları. Hepsinin bir nedeni vardı, o zaman için. Bir şeyler yaşamıştık veya yaşanabileceğini öngörerek önden önlem almaya çalıştık. Yani o süreçler ve her bir süreç adımı, belli bir bağlamda doğdu. O günün kısıtlarıyla, o günün araçlarıyla, o günün insanlarıyla şekillendi. Zaman geçti, bağlam değişti — ama süreç kaldı.
Bu durumda bir durup kendimize sormak gerekiyor sanırım: "sıfırdan başlasaydık ne yapardık?".
Yıllar önce yaşadığım bir olay vardı. Bir kurumla proje görüşmesi yapıyorduk. Her şey makul görünüyordu — ta ki entegre olmamız gereken sistem sayısını öğrenene kadar. 100'den fazla. Yanlış anladığımızı düşünüp tekrar sorduk. "Her birim zamanla kendi ihtiyacı için bir şeyler geliştirmiş, artık yönetmesi çok zorlaştı." dedi sorumlu arkadaş.
O arkadaşlar kasıtlı olarak bu karmaşayı yaratmamıştı. Sadece kimse bir adım geri çekip "Bunların hepsine gerçekten ihtiyacımız var mı?" diye sormamıştı.
Bugün aynı soruyu AI agentlar için de sormak lazım. Süreçte veya operasyonda vaktimizi alan bir adım var, biz onu AI agenta yaptıralım diyoruz. Tamam da, o adımlar gerçekten lazım mıydı? Hatta yetmez bu soru — üstüne bir de şunu sormak gerekiyor: "Süreci sadece insanlar yürütürken lazımdı belki, ama işin içine AI girince de lazım mı?"
Vücut bunu çoktan çözmüştü. Tekrarlayan ve hayati işleri merkeze yüklemedi. Dağıttı, devretti, sadeleştirdi. Omurilik devraldı. Ama önce neyin gerçekten hayati olduğuna karar verilmişti.
Belki başlangıç noktası bu: Agentları kurmadan önce, hangi adımların hiç var olmaması gerektiğini sormak.
Yorumlar