Geleceğin Yetkinliği: “Agency”
Son dönemde sık sorulan sorulardan biri sanırım şu: “Gelecekte hangi yetkinlikler önemli olacak?” Sorunun niyeti doğru ama kendisi biraz eksik. Çünkü agentic bir dünyada fark yaratan şey hangi yetkinliğe sahip olduğunuz değil, o yetkinliklerle ne yapabildiğiniz. Daha doğrusu, ne kadar “agency” sahibi olduğunuz. “Agency”den kasıt; problemi görme, sahiplenme, çözüm üretme ve bu çözümü tek seferlik bir aksiyon olarak değil, kalıcı ve ölçeklenebilir bir sisteme dönüştürebilme kapasitesi.
Agile bakış açısının bize öğrettiği en temel şey, değerin silo’lardan değil akıştan doğduğuydu. Bu yüzden çok fonksiyonlu takımlar ortaya çıktı; iş, teknoloji, tasarım ve operasyon aynı masaya oturdu. Onay beklemek yerine sorumluluk alındı, geri bildirim ve öğrenme hızlandı. Ancak bugün geldiğimiz noktada önemli bir kırılma var: bu yapılar hâlâ insan ölçeğinde çalışıyor. Agentic dünya ise daha hızlı, daha paralel ve daha sürekli bir ölçekle geliyor. Bu nedenle agentic takımları, çevik ve çok disiplinli çalışma biçimlerinin doğal bir sonraki evrimi olarak görmek gerekiyor.
Bu evrimle birlikte problem çözme biçimi de değişiyor. Eskiden problemleri insanlar çözerdi; bugün ise insan ve agent’lar birlikte çözüyor. Rol dağılımı netleşiyor: insan kararın sahibi olmaya devam ederken, agent’lar hızın, taramanın ve hesaplamanın sorumluluğunu üstleniyor. Bu ayrım kritik, çünkü “agency” tam da burada yeniden tanımlanıyor. “Agency” artık her şeyi bizzat yapmak değil; doğru işi, doğru aktörle ve doğru zamanda yaptırabilme kapasitesi anlamına geliyor. Bu yüzden agentic düşünce, agile’ın bir kopuşu değil, onun ölçek atlamış hali olarak karşımıza çıkıyor.
Peki agentic bir dünyada yetkinlik ne demek? Bir aracı bilmek değil, prompt yazmak hiç değil. “AI kullanıyoruz” demek zaten giriş seviyesi bir ifade. Asıl fark yaratan, şu soruyu doğal bir refleksle sorabilmek: “Bu problemi, insan ve agent’ların birlikte çalıştığı bir sistem olarak nasıl çözeriz?” “Agency”si yüksek yapılar problemi doğru yerinden tanımlar, fonksiyonlar arası bağı koparmaz, tekrarlanan işleri sistemden siler ve akışı sürekli iyileştirir. Bu nedenle burada bahsedilen şey bir yetkinlik listesi değil, bir organizasyon refleksidir.
Bu refleksi oluşturan ve “agency”nin uçtan uca döngüsünü kapsayan bazı temel yetkinliklerden söz edebiliriz. İlki net problem tanımıdır. “Agency” her zaman problemle başlar. Yanlış tanımlanmış bir problem, ne kadar hızlı olursanız olun sizi yanlış yere götürür. Agentic dünyada bu daha da kritiktir; çünkü agent’lar yanlış probleme ait çözümleri çok daha hızlı ölçekler. Bu nedenle çözümle değil, kullanıcı derdiyle başlamak hayati önemdedir.
Bir diğer yetkinlik akış tasarlamadır. Eskiden insan–insan akışını tasarlardık; bugün ise insan–agent akışını tasarlıyoruz. Hangi noktada insan devreye giriyor, hangi karar insanda kalıyor, hangi tarama, analiz veya öneri agent’lara bırakılıyor? Burada mesele işi AI ile hızlandırmak değil, AI’nin getirdiği yeni yeteneklere göre işin kendisini yeniden tasarlayabilmektir.
Üçüncü yetkinlik insan–agent orkestrasyonudur. Bir Scrum takımında ekip üyelerinin nasıl senkronize çalıştığını düşünün; agentic dünyada da benzer bir senkron insan ve agent’lar arasında kurulmak zorundadır. Bu bir teknoloji meselesinden çok bir liderlik, kültür ve tasarım meselesidir. Bugün birkaç agent ile çalışmak görece kolay olabilir; ancak çok yakında yüzlerce agent’la çalışmaya başladığımızda orkestrasyon belirleyici bir yetkinlik haline gelecektir.
Son olarak sistem kurabilme kapasitesinden bahsetmek gerekir. Agile yaklaşım, öğrenmeyi sürekli gözlem ve uyarlama döngüleri üzerinden ele alır. Agentic yaklaşım ise bu öğrenmeyi tekil ekip pratiklerinin ötesine taşıyarak, organizasyonun karar alma ve problem çözme mimarisine yerleştirmeyi hedefler. Burada sistem kurmak; süreç eklemekten ya da çözümler dayatmaktan ziyade, benzer problem ve kararların hangi ilkelere ve hangi ortak çerçevelere dayanarak ele alınacağını netleştirebilmektir. “Agency”, öğrenilenlerin kaybolmadığı, bağlamın korunduğu ve adaptasyonun kişisel çabalara değil, ortak bir düşünme biçimine dayandığı bir yapı kurabilme kapasitesi olarak burada somutlaşır.
“Agency”yi yalnızca aksiyon almakla tanımlamak eksik kalır. “Agency” aynı zamanda vazgeçmeden deneme kapasitesidir. Bir şey çalışmadığında durup düşünmek, küçük bir ayarlama yapmak ve tekrar denemek bu sürecin doğal parçasıdır. Öğrenme ve yapma burada ayrışmaz; birlikte ilerler. Agentic yapılarda asıl risk hata yapmak değil, “çalışmıyor” gerekçesiyle tanıdık ama verimsiz kalıplara geri dönmektir. “Agency”, belirsizlik içinde öğrenerek ilerleyebilme cesaretiyle güçlenir.
Bugün neredeyse ihtiyaç duyabileceğimiz her türlü bilgiye erişimimiz var. Nasıl yapılır videoları, rehberler, modeller… Buna rağmen Dan Koe’nin de bahsettiği gibi pek çok insan ve organizasyon bu bilgiyle hiçbir şey yapmıyor. Bu çok kritik bir nokta. Başarıya giden yol teknik olarak her zamankinden daha erişilebilir; ancak buna rağmen sonuç üretenlerin sayısı artmıyor. Bunun nedeni hiçbir zaman yalnızca erişim olmadı. Asıl farkı yaratan her zaman “agency” oldu. Yüksek “agency”ye sahip yapılar izin beklemeden hareket eder, engelleri gerekçe olarak değil tasarım girdisi olarak görür. Kaynaklar sınırlıysa hedef küçülür ama yön kaybolmaz; bir sonraki adımı mümkün kılacak ara hedefler bilinçli olarak seçilir. Bu yüzden agentic organizasyonlar, aynı bilgiye sahip oldukları halde diğerlerinden çok daha hızlı ilerler. Çünkü mesele ne bildiğiniz değil, bildiğinizle neyi harekete geçirdiğinizdir.
Agile ve çok fonksiyonlu çalışma biçimleri bizi doğru bir noktaya taşıdı. Ancak orada durmak yetmiyor. Kazananlar daha fazla yetkinlik ekleyenler ya da daha çok araç kullananlar olmayacak. Kazananlar, insan, agent ve akış mimarisini birlikte kurgulayabilenler olacak. Gelecek, daha fazla yetkinliğe değil, çok daha fazla “agency”ye ihtiyaç duyuyor.
Yorumlar