AI Agent’ı İşe Alım Rehberi
Yapay zeka alanında şu an en çok konuşulan kavram malumunuz Agent'lar. Peki gerçekten ne işe yarıyorlar, şirketler bu yolculukta nerede hata yapıyor ve nasıl başlamalı? Birkaç düşüncemi paylaşmak istedim.
GPT konuşur. Agent iş yapar.
"Agent nedir, GPT'den farkı ne?" Cevabım kısa: GPT konuşur. Agent iş yapar.
GPT size çevrenizdeki en iyi hamburgercileri listeleyebilir. Yani veriyi akılla buluşturan, konuşulabilir hale getiren bir teknolojiden bahsediyoruz. Agent ise o hamburgerciden sizin için sipariş verir, ödemeyi yapar, hamburgerin kapınıza gelmesini sağlar. Hedefi anlar, kendi iş planını kurar, takıldığında yeniden düşünür, hedefe ulaşana kadar devam eder. İş bitirici bir ekip arkadaşından bahsediyoruz aslında. Sizinle birlikte çalışan, yaptığınız işin bağlamını zamanla anlayan, işi uçtan uca sahiplenip sizin için ya da sizinle birlikte sonuç üreten bir yapı.
Şirketlerde Agent'lar nerede işe yarıyor?
Şu an agent'ları en çok şu alanlarda görüyoruz: tekrarlı, veri yoğun, operatif işler. Müşteri iletişimi ve desteği, finans operasyon, satış operasyon, İK operasyonları, üretim kontrolleri gibi. Yani insanları yorabilen, hata üreten ama aslında belki de insan zekâsının en değerli kullanım alanı olmayan işler.
Şu an çalıştığım bir müşterimizde 17 kişilik ekip 200 müşteriye hizmet üretiyor. Bu ekibin operasyonlarını agentic bir yapıya dönüştürerek ölçeklenebilirlik yaratmaya çalışıyoruz. Ölçtüğümüz asıl metrik şu: Aynı 17 kişiyle 200 yerine 500 müşteriye hizmet verebilir miyiz? Bu hem maliyet hem iş gücü verimliliği demek ve mümkün. Agent'lar insanların vaktini yiyen işleri üstlendikçe, insanlar rapor kovalamak yerine karar vermeye ve değer yaratmaya daha fazla vakit ayırabilecek. Böylece zamanla maliyet ve verimlilik odağı, ciro ve değer üretme odağına da kayacak. O zaman çok farklı hedefler konuşuyor olacağız.
Şirketlerin yaptığı en büyük hata?
Sık karşılaştığım bir soru: "Yapay zeka dönüşümünde yapılan en büyük hata ne?" Bence şu: Bu dönüşümü bir seferlik proje gibi görmek. Dijital dönüşümden bahsetmiyoruz. "İşlerimizi dijitale taşıdık, tamam" modeli değil bu. Ciddi, tektonik bir dönüşümün içindeyiz. Nasıl küresel ekonomik anlayış değişiyor, globalleşme yerini yerelleşmeye bırakıyorsa, iş yapış biçimimiz de benzer şekilde kökten değişiyor.
Bugüne kadar insanların çalışması için işi tasarladık. Artık insan ve yapay zekanın birlikte çalışması için yeni bir iş anlayışı tasarlamak gerekiyor. Ve bu sürekli bir değişim. Bazı uzmanlar buna "sürekli yıkıcı yenilik çağı" diyor. Eğer bu bir dijitalleşme projesi olsaydı, birkaç senelik değişim programı ve bazı araç seçimleriyle ilerlenebilirdi ama değil. Teknoloji problemi de değil. Bu, işin baştan tasarımı ve sürekli değişimi problemi.
"Önce veri hazırlayayım, sonra başlayayım" tuzağı
Bu soruyu da çok duyuyorum. Cevabım her seferinde aynı. Düşünün: İşe yeni aldığınız birisinden en verimli faydayı nasıl görürsünüz? "Git aylarca arşivimizi oku, hazır hissedince başla" mı dersiniz? Hayır. İlk günden birlikte çalışır, iş üzerinde öğretir ve geliştirirsiniz. Agent'lar da tam olarak böyle. En başta demiştik ya agent, iş bitirici yeni takım arkadaşımız. Bu perspektiften yaklaşmak gerek. Takımınıza yeni biri alırken ne yapıyorsanız hemen hemen aynısı. Veri yapısı oluşturayım diye beklemeyin. Agent'ları bir an önce işe başlatın. İşle birlikte evrimleşmelerine yardımcı olun.
Peki, bu dönüşümün sahibi kim olmalı?
Kesinlikle CEO, CHR ve Teknoloji ekipleri birlikte çalışmalı. En çok yapılan hatalardan biri de bu işi CTO'ya bırakmak. CTO'nun süreçte olması kritik, evet ama konu yalnızca teknoloji değil. Bu bir iş yapış ve organizasyon konusu. Dolayısıyla CHR liderliği de kritik. Varoluşsal bir konu olduğu için CEO sahipliği de olmazsa olmaz. Sadece CTO'ya bıraktığınızda ne oluyor? Araç seçilir ve entegrasyon yapılır. Ama iş akışları tasarlanmaz, kültür dönüşmez, insanlar sahiplenmez. Sanat için sanat gibi... teknoloji için teknoloji yapmak değil bu. Gerçek ihtiyaçları anlayıp çözen yapılar üretmek için iş, teknoloji ve kültür birlikteliği şart.
"AI işimizi alır mı?"
Bu soruya "hayır, almaz" demek hem kolay hem dürüst değil. Ben farklı bir perspektiften bakmak istiyorum: AI üretimi demokratikleştiriyor. Nasıl internet bilgiye ulaşımı herkese açtıysa, AI da bir şeyler üretmeyi, inşa etmeyi herkese mümkün kılıyor. Bu yüzden Sam Altman'ın söylediği şey bana çok anlamlı geliyor: "Tek kişilik unicorn'lar göreceğiz." Yani çok daha az insanla çok daha büyük çıktı üretmek mümkün hale geliyor. Bu perspektiften bakarsak AI işi ortadan kaldırmıyor daha fazla kişinin girişimci olabileceği bir dünya kuruyor.
Hal böyleyken köklü şirketler için de alarm çalmak gerek sanki. Önünüze çok daha küçük, çok daha hızlı rakipler çıkacak. Bence bu rakiplerin kontrolsüz doğmasındansa kendi ellerinizle doğmalarını tercih etmek daha akıllıca. Yani şirket içi girişimcilik gündemi artık çok daha kritik. İş gücünüzü kaybetmeden, ekibinizin sizin işinizi farklılaştırabilecek yeni çözümler ve girişimler kurmasına ön ayak olun derim.
Nereden başlanmalı?
Cevabım her zaman aynı: Şu anki en büyük derdiniz ne ise oradan başlayın.
"AI yapalım da nerede kullansak bakalım" anlayışı işe yaramıyor. Derdinizi çözen AI içeride gerçekten yapışkan oluyor ve kalıcı oluyor. Her inovasyonda olduğu gibi bir problemden başlarsanız o problemi çözen teknoloji hem sizi hızlandırır hem de dönüşümünüzü tetikler.
30 günde başlamak isteyenler için çerçevem şu:
- Dönüşüm liderlik takımını kur.
- Korkuyu merakla yer değiştir. Gelecek vizyonunu iletişime aç ve geniş kapsamlı dahiliyeti tetikle.
- Çalışanların AI yetkinliğini geliştir. Bilinmezlik azaldıkça korku da azalır.
- Etkisi yüksek 1-2 iş akışını seç.
- Bu akışları baştan agentic olarak tasarla ve başla!
İlk 90 günde büyük rakamlar hedeflememek gerekiyor, “maliyetimizi %30 azalttık!” gibi. Hedef bence tek bir his oluşturmak olmalı: "Bu agent benim hayatımı gerçekten kolaylaştırdı." Bu hissi ekip arkadaşlarınızda bir kez yarattığınızda, momentum içeride kendiliğinden oluşuyor.
Yorumlar